Uzaktaki dağların doruklarını, mor bir suskunluk kuşatmış. Gördüğüm o büyülü ağır hava, öyle garip sarıyor…
Yaklaşıyor yaklaşıyor ve üzerime serildi. Hangi zaman boyutunda olduğun hiç ayrımsanamaz, hatta düşünülemez, uyandığın rüyalar gibi, yine seslenemiyor, sesimin olmadığını anlıyorum… Zamansız ve yersiz, bir boşlukta uzanır gibi yitiğim…
Her şeyi kabullenmekten başka, elimden bir şey gelmeksizin, güçsüz ve etkisiz bekliyorum.
Bir savaşın içinde, sevgiden önce yıkım vardır. Orada şiirler yazılamaz, müzikler duyulamaz… Korkular belirsizlikle beslenip, ruhunuzu sarmalar, bir anı, bir dost, bir gülen yüzle; asırlarca ara açılır benliğinizde…
Bazen, bir roman yazmak gibi değildir yaşam… Ellerinde sonlanır yazılar, tıpkı hayatın ellerinde sonlandığımız gibi.
Ne hasretin, ne kavuşmanın sonuna ermeden, anlam yüklü, hayaller yüklü renkler, imgelemler sonlanıyor gözlerimde… Ruhum bilinmez bir boyutta asılı halde, nefes alıp almadığımı bilmiyorum… Gözlerimle sürerek izleri, kımıltısız, bir mucize bekliyorum.
Düşleyince, sedef gibi parlak,ince ve kırılgan bir tende, ruhunu eş gibi sayıyorum o görüntüye. Hüzünlü, alçak gönüllü bakışların,boynundaki yılların savuşturulamamış izleri, yaşattığın her şeyi inkar ediyor. O kadar güzel görünüyorsun ki, maviyi sende seviyorum.
Ama biliyorum, bağışlanmadı o görüntü bana, davetsiz , suçlu ve ürkek bakabilmiştim sadece bir kez.
Bu duygulaşım, dipsiz; bizi içinde sonsuz bir zamanla, herkesin kanadının büyüklüğü sevgisinin ölçüsünde, yaşatıyor. Bana, sonsuz dünyanın da insanların kalbinde süreceğini düşündürüyor.
Ve yazılıyor… Ve okunuyor…