Bu sabah yeni bir sabaha, bir anne gibi diriltici olmasın diye dua edebildi sadece..Sabahlara küsüp bozuştuğu hani olmuştu. Elinde olsa dünyayı oracıkta ateşe verebilecek gibi kızgın ve yıkıcı duygularla sürüdü ayaklarını.. Tek kişilk evinde, tek kişilik amaçlarla ,yılkı atları kadar insanlardan uzak yaşamayı çok olmuştu yücelttiği gönlünde. Dünyayı uğrunda ateşe vereceği şeyler onu terkedeli hasretli,kederli,ama nispeten özgür ve kaygısız yaşıyordu.. Başka yaşamları umursamasına gerek yoktu,tersine; ayrıcalıklı saydığı insanların, olmayan insanlara bir bedel ödemelerini borç sayıyordu.Hafifletilmemiş, ve ders verecek kadar gayeli bedeller.. Saatten çıkan o çığırtkan kuş bile daha düzenli ve kargaşadan uzak bir hayat sürüyordu kıskançlıkla, defalarca kavrulmuş yüreğinin yerleşkelerinde…Orada notalar; tatlı,sağaltan tınılar olarak duyulmuyordu.. Orada gerçek kılınılmayan bir insanın boğazında yumruk olup oturan,arsız misafirler gibi sürekli ve teklifsiz içeri giren köyün en yaşlısı edasıyla gelip kasılan,kendinden emin,gerçek yenilgiler yaşıyordu.. Ne yapacağını bilmeden,hep yinelenen bir yaşama tutunma, ya da öylesine yaşama bir talihlisi gibi mıhladı gözlerini kader çizgilerine..Kader çizgilerinde seçimi çeken el de kaderin sadık hizmetlileriydi..Adaletin olmadığı dünyada gölgeleri boğazlamak, elleriyle karanlıkları boğmak isteği her sabah yenileniyordu..
Hayallerin en güzeli, hep gidilmeyen yerlerde yaşatılırdı..
Kendisine bir yer aramak hayali en sevdiği oyun gibiydi.En gerçek hayal.Çünkü hiçbir zaman, hiçbir yere tam olarak ait olmadı..Her yer biraz eksik, her yerin tamamlanmamış bir parçası vardı…O ruhunun onu bütünleyecek, kayıp, gizlenmiş, bir yerlerdeki parçasıydı..Hangi deniz kıyısında, hangi sarp, keskin, yüksek kayalıkların arasında, hangi en şiddetli, estikçe, insanın yüzüne yaşamak çarpan rüzgarın savruluşundaydı, bilemiyordu..Onu aramak çok umutluydu..Onu ararken,bütün denizler,bütün kayalar,bütün rüzgarlar onundu..Bulunanlar bir gün kaybedilirdi.Sizi birbirinize çeken şey, sonra birbirinizden mutlaka iterdi…
Gölgelerle kaplı, çirkin bir dünyada en uzun şarkılar duyulur,neşeli şarkılar sürmez hiç bitmeyecek gibi,susarlar insanın mutluluğa acıkmasına inat..
Her şey zıddıyla, ya da olmayanıyla bilinir,beslenirdi.Öfkeler bir pamuk kalbin açlığından beslenir, nefretler sevginin yokluğundan yaratırdı kendini..
Bütün dünyaya, bütün insanlara çok kızgın, Tanrıya bile; bir piyesin yeni bölümü diye düşündü bir sabah daha..Tanrı izlememeliydi, dünyanın yazıp oynadığı bu yıkıcı oyunları..Bir Tanrı gibi, dünya sahnesinin oyunlarını, yazmalıydı..Bir Tanrı gibi…Eseri herkesi,ama herkesi mutlu etmeliydi..O eksik parçayı aradığımız o denizler, o ulu kayalar, o serin ,dirilten rüzgarlar o kadar uzak olmamalıydı..Bulmak bu kadar olanaksız olmamalıydı..
Dünyanın saati ilerlemişti, o tahtadan kuşun aralıklı ötüşlerinden zaman kavramı bilgisinde yeniden tazelendi…Zaman, arkası yarınların biçilmiş sözleşmesiydi..
Ayaklarını sürüdü yine…Uyumalıydı, uyku insanlar unutsun diye Tanrının verdiği molaydı…Yarın yeni bir sahnenin rolünü oynamak üzere…