YUSUF

Çok güzeldi. Dünyanın en güzel yüzü Yusuf’ un idi. Çok sevilen, en sevilen Yusuf. Gözleri, gecenin tam aydınlandığı, sevgilerin ol denildiği yerdi. Elleri, dokunulunca öldürecek bir silah, ve dokunanı her zerresiyle eritip, emecek bir zehir idi.

Yusuf, herkesin aynası Yusuf. Yusufta görünen aşkın sahibi. Aşkın yüzü Yusuf.

Kaşın, gözün, ellerin olmasa Yusuf, cismin, bedenin olmasa değişir mi aşk, bilinen kayıp olur mu? Yiter mi canlanan, harlanan?

Göründün Yusuf. Züleyha da, sen gibi ezelden yaratıldı.

Ve, kalbinin aynasına baktı. Sana baktı. Seni, kendi sandı. Kendi sendi.

Arkanı dönüp gitmen olmadı derdi, çünkü o seni, sana dayanarak sevmedi. Dert oldu kalbi. Sana erimeye aşık oldu ateşte. Olduğun her yer, onun olmadığı yer oldu.  Onun olduğu her yer, senin.

Güzel Yusuf, Ay Yusuf. Züleyha’nın yüreğinde kararmak da, ağarmak da Yusuf.

Züleyha, sana bakınca kendinden sandı Yusuf…!

Genel kategorisine gönderildi

SANKİ DÜNYADA HER ŞEY BİR BAŞLIKLA BAŞLIYOR O KADAR GÜZEL HER ŞEY SANKİ

Yerin yedi kat dibi, göğün yedi kat uzağı… Bilinmeyen volkanların, en  coşkun ateşlerinde… Okyanusların derin oyuklarında… Bilmiyorum, habersizim.

Nefessizliğin ardından çekilen bir muhtaç nefes gibi… Bir müziğin sesinde… Bir şiirin kelimelerle bezenmiş cümlelerinde…Bilmiyorum habersizim…

Sanki her şey yok gibi, dünyanın neyinde, varlığın neresinde, sanki alaylı, kötücül bir şaka gibi… Geride ne kalacak, bir yazık mı, bir değer mi… Bilmiyorum.

Ben, artık olmadığım zaman, anlamlı şeylerin, anlamsız kalmasını istemiyorum. Bilmediğim bir dünyadan ummaktan önce, bildiğim bir dünyanın haklılığını ve gücünü görmek istiyorum.

Bilmek istiyorum yaşadıklarımın yansımalarını… İnanmaya ve güvenmeye ihtiyacım var, verdiklerimi, ben de almak istiyorum…

Boşu boşuna olmasını değil, belirmesini ve görmeyi istiyorum.

Hiç izlemedim, ömrüm boyunca haksız hiçbir şey istemedim. Bilindiğim gibi bilmek istiyorum. Bunlar hep kimin yüzünden, o suçluyu bilmek istiyorum.

 

Genel kategorisine gönderildi

DÜŞMANLIKLAR YENECEK SEVGİYİ

Kalbini kapattığın zaman gözlerine

Ve belki de kalbinin kendisine

Ne geçen yıllara

Bir ömrün sonsuzluğuna açılan parçasına

Hiçbir gününde sevgiyi değer görmezsen

Düşmanlıklar yenecek sevgiyi

Biri sevgiler içinde sevgisizlikle

Biriyse, sevgisizlik içinde sevgiyle

Kaybedecek sevgi…

Her şeyi, her bitimliyi unutmaktan beri bir yürek

Sevgiyi kör edecek

Sanki kuşlar ölecek

Rüzgar hiç esmeyecek…

Kendini tekrarlayan

Bir anlamsızlık kuşatacak zamanı

Barış asla gelmeyecek

Sevgiye teslim olmayan arsız bir düşmanlık

Yenecek

Herkes, kendinde olanı verecek…

Bugün günlerden, aylardan, yıllardan ne

Hiç önemsiz…

Çünkü bir ömrün bedel olamadığı

Daha çok bedel istemez zamanla

Zamanlar sığmaz kalpte

Kalp, yayılır tüm zamanlara…

 

Genel kategorisine gönderildi

ZAMANIN SADECE ADI VARDIR

Şimdi yağmur yağıyor. Neler neler oldu, geçti dünya döndükçe, ve ömrümden bir gün daha bittikçe. Düşünüyorum da, şu dünyanın sırrı hangisi? Barınak olan, bizi yaşatacak ama aynı zamanda öldürebilecek de olan  doğa koşullarından saklayan, gözüme çarpıp duran şu apartmanlar, hayatlar mı, yoksa gökyüzünde, insanın gözünün daldığı,kalbinin yoluna sokan, biçimden sıyrıldığın, salt bir kalp kaldığın, sonsuz her yer mi? Neden sonsuzluk deyince, hep, sade bir kalp, bir sevgi gelir çöreklenir usumuza? Neden sevgimizi sonsuz kılarız? Dönüp dolaşıp gerçeğe çıkar yol. Bütün eşyalar, bütün zevkler, hatta tüketilen ömürler bile, hiç olur erir, yok olur yadsınır sevgide. En son gözümüzü kaparken, sevgiye susanır, kavrulur yürek. Ve yanar, boşuna seçtiklerine.

Bu yağmurlar,bu bulutlar, gökyüzünün mavi oluşu sevgiyi anlatır bize, bakar görmeyiz. Kuşlar boşuna uçmaz, hepsi yüreği ısıtsın , ama bu sıcaklığın adını doğru koyalım diye vardır. Ateştir sevgi. Dünya ona doğru çekilen bir soluktur. Sevgi de yaşamak ister işte. Yaratılan her can, sevgiye körüktür, umuttur.

Yağamaz hiçbir yağmur  sevginin üstüne. Dinmez, sonsuz bir özdür o!

 

Genel kategorisine gönderildi

O ORMAN SİSLER İÇİNDE OLAN

Düşen yapraklar gibi zaman

Ömrümden sağanak sağanak hüzünle

Beni en çok zaman acıttı

Eski resimler yaktı gözlerimi mil mil

Kaybedişle, yitirişti hep kol kola..

Ve sözler, ve şiirler ağlayıp duran bir yaralı çocuk kalbimde

Ve ağrılı ağrılı bir taş oturmuş, bir ateş yanıyor..

 

Oysa neler sığdırabilirdik avucumuzdan kayıp giden anlara

Beslediğimiz sevgilerle yaşamcıl..

Şimdi sesler şiirler okuyor kalbimde

Duyuyorum Kalımım-ölümüm kelimeleri..

Hüzünlü bir insan sesi bürünmüş kelimelere

Ve bir insan sevdalanıyor hüzne..

Genel kategorisine gönderildi

!

Anladım ki, bir gediği, başka hiçbir parça örtemez, iyileştiremez. Anladım ki, bütünün ne ise senin parçan da o. Anladım ki başkalarını da seversin, istersin de ama, her insan sadece kendisidir, kapatamaz bir başka yokluğu. Ve seni iyileştireceğini sandığın her güzel şey bile, yaranı zorlar, daha çok açar ve kanatır. Sonra,bilemezsin, donuk, bir şokta gibi hissizleşirsin. Hiçbir çare, çare olmaz sana, ağlamak bile gelemez içinden. Pişmanlık bile duymazsın, duyamazsın, öylesine törpülenmiştir tüm güzel duyguların. Tek bir şey verir sana o her şey. Kaderini olgunlukla kabul etmeyi.. Aslında bütün deneyimlerin,seni dibe çekecek ataklardır sadece.

Genel kategorisine gönderildi

İLK OYUN

Yollarıma çık yine, yeniden oynayalım o oyundan.. Ben anne olayım, sen baba, dokunmayı ilk defa öğrenir gibi, ilk heyecan gibi, ilk merakla… Mutlu kimyanı dök içime,ve yayıl… Sonra seril üzerime, hapset beni..Başımı göğsüne bastır, ve yine alnımdan sıcacık ve uzun, öp beni.. Sonra ayrılalım birbirimizden,çok özleyelim, özlemeyi duyumsamayı ilk defa öğrenir gibi.. Ben kollarına atılmak için, sen kollarına almak için, en fazla bir kaç gün bekleyelim, sabırsız. Tatlı bir oyun bu, ne çıkar ki? Yeniden çocuk olsak, kayıtsız, cesur,hatta pervasız. Yeniden al götür beni oraya, ya da seninle olacak herhangi bir yere,ben anne olayım, sen baba…

Genel kategorisine gönderildi

BİR VEDA İSTASYONU

Kırılmış bir zamanın içinden geliyordu,eklemlerinden sallanan, çok ağrılı,çok acılı,ama güçlü bir tutamaç gibi, bir bağla, birazı kendi,birazı onun dünyasındaydı. Düşlenen,ve istenen hayallerden değil,soğuklarda yola çıkan bir ayrılık katarının, isleri, dumanları arasındandı sanki, yaralı ve kaybedişine boyun eğmiş bir aslan gibi olan yürüyüşü. Dünyasını ikiye ayıran, tam o çizgide, hep o yansımasını görüyordu rüyalar aleminde.Yönsüz, yersiz, ama asla kimsesiz olmayan o yere gözünü dikmiş,heybetli çaresiz. Kimsenin, yokluklu varlığı,lanetlenmiş seven. Hep aynı yere bakan, kayıp bir ruh.Ve zaman, kırık tik takların içinde,bir çizginin bölünmüş iki yakasında asla unutmaya vurmuyordu.

Genel kategorisine gönderildi

RÜYALARDAN BİRİ

Boynumda taşıdığım bir hayaldi o sadece. Beni,alıp uzaklara, her şeyin sevecen ve lekesiz olacağı yerlere götüreceği bir gemi idi.Orada,sevenler,ve sevilenler vardı, birbirlerinden hiç uzağa düşmeyen.. Hüzün şarkıları, yüzyıllar öncesinden kalan,korunacak kalıntılardı.Ve şiirler, asırlık insanların acılarından taklit edilirdi. İşte,ben orada koşuyordum koşuyordum rüyalarımda..Yüksek,ama çok yüksek bir kıyıdan,bir uçurumdan adeta, denize bakıyordum..Dalgalar,benim en sevdiğim biçimde vuruyorladı,hemen altımda uzanan kıyılara..Tertemiz sular,kendi içlerinde çalkalanıp duruyordu.. Hiç,çılgına dönmedim, inecek bir yer aramadım,deniz ve kıyısında bir gelip bir giden sevdiğime..Ulaşan yollar, kapalı ve korkunç değildi..Sevdiğim yitmiyordu, benden çaresizce..Ben, ölmüyordum orada.. Zaman, öyle merhametsiz bir katil gibi hükmetmiyordu… Kurtulmak duygusu nedir bilmiyordum,çare aramıyordum.. Boynumdaki gemiye muhtaç değildim hayalimde, seni hiç tanımamış, bir kere bile sevmemiştim seni.. Baktım ki, hayaller,artık benim boynumda değil, bambaşka ülkelerde,benden başkasının aldığı büyüleyici hediyesiydi.. Bir, ölü sevici.. Tırnaklarıyla kazıyarak, tırnakları dolarak yaşamadan ölen duygularla,huzursuz,içinden haykırılı, bir ölmüşün üzerinde, yeniden ve yeniden kendisiyle yüzleşmek istiyor.. Hiçbir yüzleşmede bulamamış huzuru, iflah olmayacak kaderini oynuyor yalnızca.. Çıkarıp ölüyü, sarsıyor,sarsıyor, uyan diyor, geri dön, ölmeseydin…Ruh hastası bir seven, bir ölü sevici, umutsuzca, elleriyle gömdüğü sevgiyi arıyor..Unutarak, insanın bir kere,sadece bir kere öldüğünü ve her şeyin bittiğini ondan sonra, defalarca öldürmek için uyansın istiyor.. Bir, ölü sevici, ölmüş ruhu için öldürüyor.Yaşarken ölümün yalnızlığınca, ölmüş sevgilerden umulu… Bir tecavüzcü, işgalci, bir,hasta seven.. Hastalıklı ruhunun ellerinde, sarsıyor sarsıyor, uyan diyor, bırakma beni.. Kaderinin karanlığında, kara toprakları eşeliyor.

Genel kategorisine gönderildi

BİR METALİN İÇİNDE,AĞIR YALNIZLIKTA İKEN

Bir kağıttan uçak degil kelimelerini taşıyan. Agır kanatlı bir kus. Yüregi bir yanda yükü; ilettikleri bir yanda. Binlerce kuş. Göç etmiyorlar; senin yükünü bana devşiriyorlar. Dönüsüyorlar yorgun; kör olmuş o martiya. Kitaplarda arayıp duracağım çocukluk martımdan biri oluyorlar. Ve bütün martılar oluyorlar.Yazık o martılara…. Her seferinde, daha önce hiç görmediğim, hiç bilmediğim topraklar üzerinde yürüyorum sanki. Yürümek ki; yol almak olmayan asla.. Ne toprağın rengini görmüşüm, ne tümsek, ne düzlük bilindik, ezbere adım atabileceğim. Hep yeni bir başlangıç, yeni bir uzak. Bazen koskoca bir ülke, ama içinde hiç olduğun duruşun, kendi halinde. Uzaktan bakıyorum, şu karşıki, nasıl da kolay yürüyüp geçiyor, eze eze toprağı bir büyüklükle.Yollar ona yol olmuş, karşı koymaksızın, ve gem vurmaksızın hırslarına; açılıp genişliyor. Defalarca geçtiği yollar, bekliyorlar bir gün bir yerde,bir noktada birleşip sonlaşmayı. Sabırla. Asla bir hiçlikte görmüyor kendini, sanki hep var olmuş gibi böbürlü bir taşkınlık var içinde. Zaten her yola niyetlenişi bundan. Durmak, durulmak, geçit vermek kendinden başka her şeye, hiç düşünemeden basmak topraklara tüm ağırlığınca. Oysa ben, her seferinde yeniden başlamak, savaşmak zorundayım. Yorgunluğum kimsenin aklına gelebilecek bir kerem deği.. Nasıl savaştığım, hayata neden ve ne denli sarıldığım yamalarla dolu kalbimle; bir ihtimal bile değil. Kaç kişi geçip gitti yanımdan, gören ve görmeyen. Sonunda görmeyenle eşitleşen bakan gözler. Renksiz yazılarla kelimeler avuçlarımda, sımsıkı kapatıyorum, tırnaklarım kesiyor avuçlarımı, o yoksunluğun şiddeti yüzünden. Çünkü olmasını isteyipte gizlenmesi gereken şeyler silik olmalı, şeffaf, su gibi. Dokunanın rengini almalı, kirini geçirmeli bir kanıta dönüşmek için, ya da temizliğinden hiç kirlenmemiş olarak, bir miras gibi kalmalı elleri ak pak gelenlere. Ben, güneşin ışıklarını görmesem de bir yerde, biliyorum onun var olduğunu, kıvılcımım içimde, yine dik ve güleç, içim içimde saklı, adım atıyorum yollarda.

Genel kategorisine gönderildi