KALBİMİN BİR PARÇASINA

Kalbinden lacivert gözlerine çıkmış bir ışıltı hep orada duruyordu, hep yeni baştan sarılışın sevmelere ve ümitlere. Kırılganlığın, şiddetin de oluyordu bir insan gibi işte. Kalbinde doğan o kelimeleri kendi kendine duymuştun, bir tekini duyduğumda ben kahrolmuştum. Kelimeler asla saklanmamalı dedim, onlar dünyaya bırakılmalı.

Hiçbir şey bırakmadığında sana hayat etinden, kalbin atarken hala, gözlerin kocaman, parlak ve lacivertti. Ve güzelliği daha görünür idi. Ölümü bekleyişin ve karşılayışın çok yürekli ve olgun idi. Kalbinin gücü sonuna dek çarpıştı sana karşı şeylerle. Kaybetmedin, barıştın ölümle.

Erkendi gittiğin yerler, daha sayısız vakitsiz gelişler almıştı. Kara, bulanık topraklarda, yakıcı ya da dondurucu, dört yanın  denizler olsun diye dualarım vardı.

Herkesin, her şeyin bir sonu vardı .En güzel gözlerin, en güzel kelimelerin yatağı kalplerin. Hatırlanış kadardı yaşamaklar, ölümün bile bir eksikliği vardı.

 

 

 

 

 

Genel kategorisine gönderildi

BİR MEZAR TAŞINA, BİR AŞKIN BAŞINA


Beni tutan köklerimden kopup ellerim yanarak tırmandım aşkın ıslak, ağırlaşmış toprağında. Alıcı kuşlar gözlüyordu beni, ulaştım hiç görmeden onu, uzayıp giden yolumun başlangıcına. Alıcı bir kuş hep omuzumda, sonunda aşkın toprağına kapanmak, duygularımla can vermek için kurumuş bir toprağa, yürüdüm yürüdüm. Hatırlayarak benim sebebimi, ölmüş topraklara döktüm gözümü. Daima aşk içindi. Aşk bu dünyanın sebebiydi. Ve Tanrının. Kara bir gül yansıdı, topraktan bana kalan. Açmadı, aydınlanmadı, gülmedi kara bir gül. Bir mezar yuttu bir yolcuyu.
Aşıkları öldü, aşklar hep kaldı, yüzüne vurdu aşıkların, haykırdı mutlu ve güçlü. ‘Bir tek ben!’ dedi. ‘Bir tek ben!’. Yolundan geçmem için geldi ben oldu, kaçınmasız ve sakınmasız sevdiğim benim. Kapandım toprağına haykırdım mutlu ve güçlü…

Genel kategorisine gönderildi

VAKTİ GELİNCE

İlk defa göründü o ev büsbütün bana. Yıllar boyunca bir evde, çok büyük ama hep bir parçasında olduğum o evde, olduğum yerden mekan asla genişçe açılmıyordu önümde, bütünüyle kavramama izin verilmiyordu. Bir oda, kapalı ışıklar, ıssız bir bahçe, terkedilmiş bir ev bir çevreydi hep bildiğim. Yalnız, bir başıma, korkuyordum. Bütünü görmeye çalışıyordum, asla karşıdan göremiyordum. İçinde, içinden ama yoksundum. Yıllarca nedenini aradım, hayretimi ama teslimiyetimi de sardı, kuşattı gördüklerim. Görebildiklerim, göremediklerimi sordu durdu. Bu kocaman, tepede, içinde bırakıldığım ev, yıllarımda rüyalarımdaydı.
Niçin bilmem, göründü bütünüyle ve sahibiyle bana…
Ben saklıyormuşum dünyanın en parlak, en değerli, en özel kalpten taşlarını. Avucumdan öylece düştü gitti avuçlarına, o taşlar yerine aitmiş, onlarla bütünleşecek oyuklara. Gözlerimin önünde buldu hepsi yerini, hissettiğim tek his, bencilliği yine görmemdi. Hiç değişmezdi işte, almadan verenler; ve vermeden alanlar. Yaralı bir gurur bende çırpınıyordu…

Genel kategorisine gönderildi

UZAKLARDAN GEÇERKEN YAKINLAR

Soyunmuş ağaçlar ülkesinde; yapayalnız bakıyordu bilmiyordum nereye? Dehşet olmalı idi duyduğu, yıkıntılı bir dünya vardı, mıhlanmış ya da teslim olmuş gibi duruşu belki de kaybetmiş gördüğü her şeye saygısından ya da merhametinden idi. Ya da bir öfke, bir sevgisizlik, bir hınç fırtınasının sessiz öncelliğine vermişti kendini. Onu orada öylece görüp de, kendimi ve dünyanın halini düşünmeden edemedim. Çabucak geçişimde, yavaş yavaş birikenler yine acı yazdırdı bana. Gördüğüm her resim, bana çizile çizile benim olan, fırçanındı.

Genel kategorisine gönderildi

YANKI

Gözlerime baktın
En derinlerine çağırdın
Kalbinin dinmez kanını
Sana koş diyen adamı
Hiç yerinde bulamadın
İncindin, her ümidi boşa besledin
Dedi yıllarının sesi!
Aşk, biz çok sevdik demez miydi?
Diye, vurdu yüzüne gerçekler!
En sonunda sırra erdin
Kalbinin yankısıydı o tüm duydukların ve söylediğin hep
Elinden alındı her görünüp de görünmeyen
Elin boş, ardın dolu
Hiçle her şeyi eşitledin.

Genel kategorisine gönderildi

İNSAN İÇRE İNSANDAN AYRI

Kaçınılması gereken bir varlığın, bütün anlamlara sahip olması ne büyük çıkmaz… Yeryüzünde bozgunculuk yapan tek varlığın, bütün oluşların sebebi olması hangi sebebin komik gösterisi?

Bütün bu sorgulayışlar bile, yaratılmış olanın eğlencesi olmasa gerek! Bazen ödül ve lanet öyle iç içedir ki, sen de ancak ve ancak bir oyuncususundur ! Çamurun içinde gül müdür görünecek olan, yoksa gülün yatağı çamur mu? Fakat ikisinin de varlığı yok edemez bir diğerini…
Ayrılıklar kaçtığın, kaçındığın şeyin içinden olmandır, seni var edip, onu sürgüne yolladığın kaçışlarındır. Ondan ayrı, ondan içre.
İnsanın insana muhtaçlığı sefil bir cezadır!
Ve bunların yazılması da bundan içre olandır.

Genel kategorisine gönderildi

DÜŞ ARALIĞI

Yeni bir düş zamanı! Kendimi yaşatamadığım, özgür bırakamadığım hayli zaman oluyor. Beni taşıyacak geçitleri görüp, düşlerimi, kelimelerimi kaçırdığım, kapattığım uzun zamanlar oldu bir ağaç dalına, göğe, ufka ve beni hatırlatacak martılara. Hangi kelimeleri yazacağımı bilemiyorum. Çünkü gittiğim bütün düşler ülkesinde hep aynı şeyi fısıldıyor sessiz esintiler ve görüntüler. Bütün gölgeler aynı karanlık.
Sürülemem beni çağıran, bekleyen o dünyadan. Kelimeler ruhumu emmekten hiç kanmıyorlar. Adanmış ve sevenim.
Şimdi olduğum yerde, yağmurlar yağıyor. Bulutlar onları istemedikleri için ıslak düşüyor olmalılar. Ağladıkları için. Bir sevenin bir sevgili için ağlaması. Kutsal kitaplarda yazan cennetlere değinilmesi gibi. Çünkü sevmektir cennet.
İşte bundan korkuyorum, hep göstermekten kendimi. Benim için her oluşun sebebi, baktığım her şeyde sevgiyi görmek, ve belli etmek kendimi. Çünkü, talan her şeyde vardır. Yine de yazmak, yalnız olmadığın en güzel yalnızlıktır.

Genel kategorisine gönderildi

BİN YILLIK YANGIN

Uzaktaki dağların doruklarını, mor bir suskunluk kuşatmış. Gördüğüm o büyülü ağır hava, öyle garip sarıyor…

Yaklaşıyor yaklaşıyor ve üzerime serildi. Hangi zaman boyutunda olduğun hiç ayrımsanamaz, hatta düşünülemez, uyandığın rüyalar gibi, yine seslenemiyor, sesimin olmadığını anlıyorum… Zamansız ve yersiz, bir boşlukta uzanır gibi yitiğim…

Her şeyi kabullenmekten başka, elimden bir şey gelmeksizin, güçsüz ve etkisiz bekliyorum.

Bir savaşın içinde, sevgiden önce yıkım vardır. Orada şiirler yazılamaz, müzikler duyulamaz…  Korkular belirsizlikle beslenip, ruhunuzu sarmalar, bir anı, bir dost, bir gülen yüzle; asırlarca ara açılır benliğinizde…

Bazen, bir roman yazmak gibi değildir yaşam…  Ellerinde sonlanır yazılar, tıpkı hayatın ellerinde sonlandığımız gibi.

Ne hasretin, ne kavuşmanın sonuna ermeden, anlam yüklü, hayaller yüklü renkler, imgelemler sonlanıyor gözlerimde… Ruhum bilinmez bir boyutta asılı halde, nefes alıp almadığımı bilmiyorum… Gözlerimle sürerek izleri, kımıltısız, bir mucize bekliyorum.

Düşleyince,  sedef gibi parlak,ince ve kırılgan bir tende, ruhunu eş gibi sayıyorum o görüntüye. Hüzünlü, alçak gönüllü bakışların,boynundaki  yılların savuşturulamamış izleri, yaşattığın her şeyi inkar ediyor. O kadar güzel görünüyorsun ki, maviyi sende seviyorum.

Ama biliyorum, bağışlanmadı o görüntü bana, davetsiz , suçlu ve ürkek bakabilmiştim sadece bir kez.

Bu duygulaşım, dipsiz; bizi içinde sonsuz bir zamanla, herkesin kanadının büyüklüğü  sevgisinin ölçüsünde,  yaşatıyor. Bana, sonsuz dünyanın da insanların kalbinde süreceğini düşündürüyor.

Ve yazılıyor… Ve okunuyor…

 

 

 

 

 

Genel kategorisine gönderildi

MERHABA BEBEK

Nerelerden geldiğini hatırlamayacaktın, bir kararla olduruldun, sadece bu asıl. Bir dünya vardı seni bekleyen. Ümitsiz gördükleri, seni yok saydıkları, güç yetiremeyeceğini sandıkları bir dünya için tutundun, küçüklerden de küçük, ama dev gibi yüreğinle, sen yok saydın ölmeyi.  Sevgileri ancak dünyada ete kemiğe bürüyebilirdin, yoğurulup acısıyla olgunlaştırabilirdin. Hepsine rağmen, güzel olmalıydı dünya çünkü, her şeye rağmen değer. Varlığın geçiş kapısı, tek o olmalıydı. Var olmak istedin işte. Yüreğinde öyle bir sevgi olmalıydı ki, tüm acizliğini yensin.

İyi ki doğdun bebek, dişinle tırnağınla geldin bu dünyaya, öyle tutunarak.

Seneler su gibi aktı değil mi? Her şeye gücün yetemezdi. Asıl acizlikler bu dünyada üşüşür. Yine, kocaman yüreğinle göğüslersin mutluluğuna, hele sonsuz mutluluğuna çalım atan hüzünleri.

Yıl yıl, eskir duvarların, direkleri kolları toz duman olur evinin. Ne kadar dökülse de, kalbin hep diridir ilk günkü gibi, umut ölmene izin vermeyen şeydir. Kaderini uzatan bir güzel yüzdür umut.

Ve büyük fırtınalar vardır, bütün benliğini çatırdatan. Tüm şiddetiyle yoklar durur. Bekler hiç gitmez. Çünkü o yüreğine aşık bir düşmanıdır. Düşmanların en sadığı. Dolanır varlığının etrafında ve kutsar. Düşmanlıklar sevgiye muhtaçtır, barışlar savaşlara bu dünyada. Yüreğin ısınmak için ümit eder durur.

Aynalar hain ve merhametsizdir, yılları yüzüne çarpar durur. Kalpleri yansıtan ayna yoktur. Kalbin çarpar durur yalnız olsa da.  Sonra düşünürsün anlar gelir, ümit de acıya mı vurgun yoksa diye.

Merhaba bebek, küçüklerden küçük haliyle kocaman yüreğinden hayata tutunan bebek. Bütün hüzünler de, mutluluklar da sana eder, sevgi de sevgisizlik de  tertemizin.

Bir sır değil gücün, sen sevginin etrafında dön dur, ve kutsa.

 

Genel kategorisine gönderildi

YUSUF

Çok güzeldi. Dünyanın en güzel yüzü Yusuf’ un idi. Çok sevilen, en sevilen Yusuf. Gözleri, gecenin tam aydınlandığı, sevgilerin ol denildiği yerdi. Elleri, dokunulunca öldürecek bir silah, ve dokunanı her zerresiyle eritip, emecek bir zehir idi.

Yusuf, herkesin aynası Yusuf. Yusufta görünen aşkın sahibi. Aşkın yüzü Yusuf.

Kaşın, gözün, ellerin olmasa Yusuf, cismin, bedenin olmasa değişir mi aşk, bilinen kayıp olur mu? Yiter mi canlanan, harlanan?

Göründün Yusuf. Züleyha da, sen gibi ezelden yaratıldı.

Ve, kalbinin aynasına baktı. Sana baktı. Seni, kendi sandı. Kendi sendi.

Arkanı dönüp gitmen olmadı derdi, çünkü o seni, sana dayanarak sevmedi. Dert oldu kalbi. Sana erimeye aşık oldu ateşte. Olduğun her yer, onun olmadığı yerdi.  Onun olduğu her yer, senin.

Güzel Yusuf, Ay Yusuf. Züleyha’nın yüreğinde kararmak da, ağarmak da Yusuf.

Züleyha, sana bakınca kendinden sandı Yusuf…!

Genel kategorisine gönderildi