PERVASIZ VE CESUR

Sana bu sözleri çok uzak yerden yazıyorum..Senin kalbinin bir köşesinde, başka bir kıyısında hiç yeri olmayan  yerlerden aşrı.. Sana değmeyecek bir ıssızlık olan benim mülkümden, viranelerden, tozları hiç yatışmamış yıkıntılardan yazıyorum.. Kendimi yok edemediğim, asla sağaltamadığım yaraların en taze yerlerinden..O sevgiyi sevdiğim yıllar var ki-lerden… Bütün insanların yok olduğu, göremediğim, onları yok saydığım bir dünyadan, benim dünyamdan.. Çaresiz, ölümcül bir hastalığın pençesinde kaderine boyun eğmiş bir ölecek gibi..

Yolunu şaşıracak kör,ve güdüsüz güvercinlerin ayaklarında benim sana yerimi bildirecek, hiç pusulalarım..Yokluğun duvarlarına toslayıp yokluğunu kavrayan bir olmamışın kimbilir belki de son sözleri.. Çünkü önümü göremiyorum herkes kadar, emin olamıyorum dirimimden..Sadece, son nefesime kadar  haykırıyorum hep.. Ruhuma biçilmiş bir deli gömleğinden sevgim, çözemiyorum, kurtulamıyorum..Gittikçe delirtiyor..Çaresizce bağlandığın her şey gibi,bezlerden,zincirlerden, iplerden değilse de beterinden, sevgilerden düğümler.. O bağlar değil çözdüğüm, kenetlenmiş çaresizliğimde, tırnak etlerim, etlerim tek tek yolduğum, derimi yüzüyorum sevgimin tek yanlı usturasıyla..Kalbimin kanı parmaklarımdan akıyor.. Zamanları damıtıyorum sadece, zamanlar koca deliklerden akıyor.. Bir ölünün başında söylenen boşuna seslenişler gibi sesleniyorum..Yatan benim, kendi kendime ağlıyorum, kendi toprağımın başında..O kadar yalnız.. Başka bir gezegende ölü de diri de bir ben gibi..Anlatılır bir yalnızlık, anlaşılır bir hasret değil.. Sen odanda çiçekleri koklarken, ben toprak oluyorum..Çiçeklerin uğruna seriliyorum.. Gözyaşlarına bile muhtacım, toprağıma akıtılacak bir duygu izine, varlığımın farkedilmesine muhtacım.. Kalımımla-ölümümle seviyorum-seveceğim.. Anlıyorum..

BELKİ BİR YAĞMUR YAĞAR…

Genel kategorisine gönderildi

KUTSAL SÜRGÜN

Koş.. Bir bulut var orada.. Çok uzak sayılmaz yetişebiliriz.. Hiç ölmedi ki çocukluğun, o bulut senin.. Hem de en hayal ettiğin biçimiyle hala..

Gözlerindeki ışık çağıltıları arasında görüyorum harflerin devrik geçişlerini.. Gözlerinde görüyorum hep taşıdığın izleri.. Hüzünlerin arasında ümitler ve sevinçler dolaşıyor.. Onlar hiç terk etmediler..

Bak.. Ay, çocukluğunda vurulduğun Ay hala.. Hep parlak, hep büyüleyici.. Nerdeyse bütün çocukların giriyor gönlüne.. Parlak odalarından Ay-ın, kendimize bir yer kapabiliriz hala..

Dokunan rüzgar tenine, sakin ol.. Ona doğru koşardın, o günü en sevinçli gün sayardın.. Saçlarını dalgalandırıyor hala, göğsünü açtıkça açıyor, sana başka ülkeleri düşündürüyor yine..

O pamuk helvanın kokusu hep aynı, hep şeker yanığı.. Çocuk olmak hep şeker tarafı..

Gel.. Denizlerin üzerinde köprüler var, bir o yana bir bu yana koşabileceğimiz.. Denizler yine gökle sevgili, martılar,  çocukları.. Sürüyle, sevgiyle onlardan doğuyorlar hala.. En beyaz martıyı bulup, çıkarabiliriz yine tarifsiz mutlulukla..

Gittiğin o yerlerden bak bu tarafa.. Büyüdün, kutsal bir sürgün vücut buldu.. Ama gülümseyen geçmişin duruyor yerli yerinde.. Bizi unutma, dönüp de baktığın zaman, vefasız bir dünyada, göz bebeğimiz olduğunu hep hatırla..

İçinde yaşat, o okuldan kaçıp gittiğin, ağaçların dallarının suya değdiği, çimenlerine başını gömdüğün güzelim dere kenarını..

Sevdiğin, çok sevdiğin her şeyi sakla içinde… Bitenler, gidenler, ama çok sevdiğin her şey senin varlıkların .. Tutkulu sevmek, sevgiye sadık kalmak seni hep çoğaltır unutma..

Ve hatırlayamadığın o gizi, o büyülü an-ı da bir gün, dokuyor gibi göreceksin inan… Kavuşmak için atılır insan, uzaklara, yalnızlıklara.. Sürgünde, iç yakıcı hasret, ağlamakla gülmek gibidir.. Ümit edersin gülmeyi istemek gibi.. Ne sonsuza dek süren mutluluklar, ne de sonsuza dek süren mutsuzluklar vardır.. Bir güler, bir ağlarsın.. Ayrılır, belki kavuşursun..

Kutsal bir sürgün gibidir büyümek, acılardan geçerken çocuk masumluğu utandırır acıları..

Sen sevgiyle almayı yolunu, devam et.. Unutma, seni çok seviyorum..

Genel kategorisine gönderildi

ÖLÜM BİZİ AYIRANA KADAR

Gün ışığı ağaçların arasından sızıyor, huzme halinde,  gökyüzünden indirilmiş mesajlar gibi olduğunu düşünüyorum.. Yeniden başlamak gibi, yeni tertemiz bir sayfa gibi.. Etraf alabildiğine sessiz.. Herkes, her şey kaderini yaşamakla meşgul.. Bir kuşun havalanması dalların arasından, dalgınlığımı bozuyor, şimdi kalakaldım sanki, beni sarmalayan, saran düşüncelerim olmaksızın ortada bir ben kalmış gibiyim.. Dalıp gittiğim zaman, sanki, aklım, duygularım oyalanıyor, bir şekilde ayık kalmaktan uzak kalmalıyım.. Aklın yitirilmesi, aklın bir savunma mekanizması imiş, acılara karşı.. Çünkü acı eşiğini geçtiğin zaman, dayanma gücün kalmaz, sınırı çoktan aşmışsındır..

Bölünüyorum.. Hayatımı, duygularımı, varlığımı bin parçaya böldüm.. Bütün kitaplar, o bütün şiirler, o insanlar hep acılarından anlatmıyor mu? Mutluluk şiiri kaç tanedir, kavuşmak kaç kitabın yazdırıcısı olmuş? Hayır, mutluluktan bahsetmeyeceğim, erinçler boğazımda bir yumruk, yutkunamıyorum, ne ileri, ne geri soluk alamıyorum, taş kesiliyor varlığım.. Bir yabaniyim ben, sevgilerin öldürüldüğü bu dünyada, atıldım, sürüldüm, vuruldum. Bir dağ başı gibi, bir uçurum dibi, okyanusların hiç görülmemiş yerleri gibi yerim, bir kör nokta kendi kendimi bilemediğim..

İnançlarım asılı kaldı, kayıp, yerine ulaşmayan.. Yaşamın körleşmiş keskinliği kadar yaşıyor, birden ve kesin atamıyorum kanayan yanlarımı..

Dünyamda, içimde, kendimle varlığımı gerçekleştiriyorum.. Ağaçların yeşili, güneşin sarısı, sıcağı, denizlerin var olması saklı sevinçlerim.. Çıkarıp çıkarıp dokunuyor, seviyor, öpüyorum, sonra yine özenle kaldırıyorum içime.. İnsan insanın kurdu, düşmeye görsün içine, yer yer hiç doymadan sen yok oluncaya kadar…İçin için bitene kadar sevdiklerimle oyalanacağım.. Dünyanın üzüntülerini hapsedip bekleteceğim..Bilirim her şey bağışıklığa dönüşür, çareler yetmez bir gün, yeni arayışlar aranır..

Başın dik ilerlersin kendi yolunda, kendine, içine sadık kalmak; en büyük gururundur.. Parmakla gösterilecek bir sevginin sahibi ve sebebi olmak, ulaşılacak başlıca zirvedir..

Ölüm bizi ayırana kadar diye kendine verdiğin sözü yaşarsın kendi kendinle.. Sevgin yüzünde ışır, yüreğin hep sıcacıktır.. Bu insanca bir şey, ama apayrı bir ayrıcalıktır..

Senden uzak, kalabalık yerlerde insanlar, seni ararlar bilmesen de.. Herkes sadece sevgi için yaşar aslında.. Hissedilmeyen sevgilerdir yürekleri soğutan, taşlara çeviren. Dünyadaki bütün kötülüklerin anasıdır sevgisizlik, herkes sevgiyle büyümelidir yani, sevgi için cehennemin dibine kadar iz sürülür..

Kimseye bel bağlamamış, kimseden ummamış, sessiz ve gururlu sevgiler, sevgili kalırlar gönüllerde, ölüm ayırıncaya diridir isimleri…Ölüm ayırıncaya sadık kalınır sevginin peşinden gitmeye, veren el, alan elden her zaman üstündür..

Sevdikçe seversin kendini de, kendine bir yabancı gibi hayran kalırsın.. Ölüm sizi ayırıncaya kadar insan kalır, sevgiyle sözleşir ve her gün sözünü tutarsın..

 

Genel kategorisine gönderildi

HÜDAİ OLMAK

Ölüm var olduğu halde, her nefis ölsün diye yaratılıyorken, insana bu dünyada işaret edilen, hedef gösterilen şey ne olabilir ? İnsanın buna gitmesini sağlayacak ödül, müjde ne olabilir? Mutlak olan nedir, ve insan bunu aramalı mıdır,  nerededir?

Yüzlerce yıldır kimlere durak ve konaklama yeri olmuş bu dünya.. Gösterişli yaşayanlar, sefalet içinde yaşayanlar, her türlü konum ve sahiplik farklılıklarıyla milyarlarca insan gelmiş-geçmiş.. Öyle ki, bu gelmişin hemen arkasından geçmiş yazılacağı her insanın daha yaşarken öğrendiği en sahici gerçeklik olmuş.. O insanlar, hepsi de yemeye, içmeye, uyumaya, tüm yaratılış kusurlarını yapmaya zorunlu; yaşamışlar birbirlerinden bambaşka hayatlar yaşıyor olsalar da.. Ve sonunda ölümün gelip her birini bulacağı… Yaşamın tadı nedir, neye sahip olmalıyız ki, hiç eksik hissetmeyelim, huzursuzluk gelip kapımıza uğramasın, uğrayacak olsa eli boş dönsün.. İnsan nerede yaşamalı ki, aitliğini bulsun, kendiyle yaşayabilme fırsatını… Hangi aynaya bakmalı ruhunu tüm çıplaklığıyla görebilsin.. Bir bebek kadar  yeni, saf, temiz ruhunu çekip çıkarsın,  her insan suçlardan, günahlardan arı açmıştı dünyaya gözlerini… Sırtımız kaç çeşit, kaç renk hırkayla ısınabilir ancak, yeme zevkimiz daha nerelere ererse  sonunda doyar karnımız? Hangi sırçada en güzel oturur, en güzel yatarız? Ne kadar daha ağladığında, hakkı olanı rızasız, izinsiz,  görmezden geldiğinde, yok saydığında biri, maddesine madde katar biri? En son kim öldüğünde, insan doymak bilmeyen bir canavar olduğunu anlar? Yetinmeyi kim öğretir, kim en güzel öncü olur? Ve insan  sadece sevilebilmek için kaç kişiye böler yüreğini, ruhunun eşini kaç karşılaşmadan sonra bulur?

Yetinmenin cömertliğini içimize sindirmedikçe, yaşayacağımız kadarından daha fazlasına göz diktikçe, ve bağlılıkla sevmedikçe, o engin huzuru ve doyumu tadamayacağız.. Ve insan özünü bulmadıkça, onu aramadıkça, olmadık hayaller kuracak, bu uğurda yıkacak ve en sonunda yıkılacaktır kendi de.. Özümüz yaşlarımız kadar zamandır yüzleşmemizi bekliyor.. İnsanlık adlı gemide, insan kalmak dileğiyle…

Genel kategorisine gönderildi