NE ZAMAN NE DERİNLİK DEĞİLDİR DÖNÜŞ YOLLARI

Güneşin ateşi söndü yana yana

Kesildi hiç sönmeyecek sanılan

O için için patlamalar

Yağmurdan sonra açacak gökkuşakları sadece bir efsane  bundan böyle

Hokka dolmaz, divit damlamaz

Kalbin kıpırtısız, sağaltmaktan aşrı

Sanmıyorum duvarlardan çiçekler fışkırabilsin

Sular yolunu bulsun,  yarsın taşları…

O aynı yere dönen göçmen her kuş

Yolunu kaybetmiş

Baharı gelmeyen sabırsız açan her çiçeğin

Yaprakları düşer ancak  toprağa

Isınamadan, sevinemeden, çiçek olamadan…

Ters yönlerde atılan adımlar bir suskunluk tarihi yazar

Anlarsın neden kırmızı çizilmiştir hep imgelerde kalp

Kandan değil, kanamaktan

Çünkü kırmızı şiddetli bir renktir

Ve şiirler dört yapraklı yoncadır

Bulunmaz, bilinmez derinliklerinde…

Bir karaltıdır gündüzler hızlıca ve kısa

Boşluk  uzar uzar uzar

Sonsuzca…..

Genel kategorisine gönderildi

ANNEME

Öyle uzun zamandır saklı ki tutulan.. Sandıklarda kıymetli, hiç kullanılmayanlar gibi..

Dertop edip saklanan;  kumaşlar, gerek görülecek diye korunan  her değerliler gibi, hayat saklar aslında ben böyle olmasını isterdim diyeceğimiz her şeyi.. Ya da biz adına hayat deriz cesaret edemediklerimize.. İnsanın kendisinde olanı göstermesi bir yürek olayıdır, tüm açıklığıyla okunman bir masumiyet sadeliğidir..

Yaşam ve yaşaman gerekenler sandıklarda kalıp tadını çıkaramayacağın basit eşyalar değildir. Som altınlar, ya da atlas kumaşlar değildir, senin yaşamın sadece sende değerlidir, senin yanına katacağın seçtiğin her şeyle..

Hafif, çok zarif bir kuş tüyü boşlukta salınarak, hiç acelesiz düşer, bekletir ama, yaşam denilen şey öyle hızla düşer ki yelkovanlardan, akreplerden, bir bir gün, ay isimlerinden, bir kuş tüyü gibi hiç olmayacaktır  gümbürtüyle düşmesi.. Ve paramparça eder geride bıraktığın kötü ve iyi ne varsa.. Daima önünde uzanacaktır yol, her adımında geri adımlara süngüler çekilecektir olanaksız kılacak.. Geride her kalan özlem olacaktır içinde..

Özlediklerimi yaşayarak saklamak istiyorum, onları dışımda değil, içimde, hayatımda canlı istiyorum.. Bir gün anneni çok özlemek, çok ağlamak gibi gelir sana bütün özlemler, anneni hep çok seversin, ona muhtaçlığın ölene değin hiç bitmez..

Ne kadar çatışsan da;  annen gibi, kimse sevmez seni.. Karşılıksız, hep sadık bir sevgi, ölesiye, ve antlı.. Ya da sevdiyse anne kadar saf ve katıksız sevmiştir ancak..

Bugün çok özledim anneciğim seni, ve bugün çok ağladım, kuş olup uçmak istedim sana, anneliğine bugün çok muhtaçtım .. Uyanmadan önce son duyduğum senin sesindi, ya da beni uyandıran sendin zaten aslında.. Melekler var, melekler var diyordun; taş oturdu yüreğime, ağır uyandım..

Sana yazıyorum anne, çünkü sana verilmiş saf sevgiyi özledim, bunu bana veren seni özledim..

Sandık lekeli olmayacak benim sevgilerim, onları hiç saklı tutmayacağım, ve bir anneden gibi sahici, ve karşılık gözetmeksizin yaşayıp, yaşatacağım..

 

 

Genel kategorisine gönderildi

İSİM

Ne rüzgarı suçlayabilirsin, ne de yağmuru… Aniden belirseler de, ruhunda bir deniz dalgalansa da dev dev, bulamazsın rüzgarı, ve de yağmuru, o kabartan sularını, büyüdükçe dalgalanmaların içini döve döve;  rüzgar esip geçmiştir çoktan, yağmur yağıp gitmiştir.. Baş etmek zorundasındır içinde kopan  o fırtınalarla.. Tek çaren, bir şeyler söyleyen o haklı dalgaları, sessizce ve damla damla akıtarak azaltmandır, fırtına ese ese, yıka yıka sakinler yorgun düşer kendi şiddetinden, seni darmadağın eder..

O yol , o her yer, birden hüzünle kaplanır, kahverengi bir buğu olur gözlerin, gördüğün her yer ıslak ve yaralı.. Yaralıdır ağaçlar, çiçekler, yollar, çakıl taşları hep suskundur, baktığında gördüğün böyledir, her şey küskün, ve içine gömülmüş..

Değersizdir taş, hiçtir çiçek, yol karanlık,  ışıksız, istenmeyendir, budur sana kendinin söylediği, bile, farkında…

Dünyada varlığın gözükmez, hiç bilinmezsin.. Koca dünyayı düşünürsün, o kadar insanı, onlar gibi olamadığına üzülürsün, onlar kadar olamadığına..

Değeri yoktur ellerinin, gözlerinin, nefesinin, kalbin varmış,  yokmuş, atıyormuş, bir karşılığı yoktur..  Dünyada yapayalnız görürsün  kendini, bunları görmek isteyecek kimse yoktur..

Sen öylesine az, ötesinde  öylesine yoksundur ki, birden bulutlanır hava, neşenin tam ortasına düşer ateş birden, bir şimşek gibi düşer yüreğine keder okları,  üç kenarında  sözler vardır, seni öldürmeye yetecek onca sözden sadece üçü.. Unutmaya çalışman bile sadece kanırtmaktır, elinle tutarak acısını dindirmeye yeltenebilirsin. Kavrar, sararsın sevgisizliği, sevgin örter onu, yaşatırsın acını bile..

Yavaş yavaş yitirirsin inancını her şeye, dünyada sevgiye vefa yoktur, sevgi yoktur, işte seni dünyada yapayalnız bırakan sebeptir bu, senin ismin yoktur..

 

 

Genel kategorisine gönderildi

GRİYE BELENMİŞ GÖRÜNTÜNÜN MAKSATLI KİNCİ BEYAZI

Bir pencere, çerçevesi beyaz; hep tam karşımda duran .Pencereme karşı, ama kapalı… Gözlemekten yorulduğum, umup da bir türlü açılmayan denizlere, kokusu rüzgarlarla esmeyen tuzun, yosunun geçidi.. Gözümün önünde hapsolmuşluğumun , sınırları beyazlarla çizilmiş hiç verilmeyen izni… Yakamı bırakmayan hayaletler geçeneği. Hücum eden, zırhsız, silahsız ve savunmasız kaldığım yenilgiler simgesi..

Hiç istemediğim, seçmediğim, düşlemediğim hatırlatmalar zinciri, bir başka anlamlar ülkesinin gösterileri.. Kemikleşmiş bir tutumun ustalıklı şenlikleri..

Benim değil,  varlığın şenliği, bayramı, kavuşması sevdiği her ne varsa. Zafer kutlamaları, gönlümün karlarda bıraktığı her kan izi..

Hani o azgın suların hiç yetişemediğim huzur veren yerleri.. Üstünde yaprakların bile dingin ve güvenli beklediği kuytu huzurlar..

Akıntıya yüzmekten yoruldum, boğuldum nefesimi kesen yönümden gitmeyen bozgun sulardan.. Amaçsız yaşamayı özledim, ve kaybetmemeyi, kaybedecek bir şeyim olmadıklığı özledim, ezberlerimle yaşadığım günleri.. Geride kalmamayı, sadece benim olan yolda yürümeyi özledim zamanla hiç küskünlüğüm olmadan..

Kilit vurulmuş, anahtarı bir kalbin dibeğinde un ufak edilmiş bir pencerenin gerisinden, gözlerimi  kapatıyorum.. Kavuniçi bir dünya yapışıyor. Duvara dayanmış bekleyen kavuniçi paltolu, kavuniçi saçlı, derisinin rengi bile kavuniçi bir kadın beliriyor gözümün önünde. Bir fahişe gibi, bir fahişeymişçesine bezgin, isyankar ama ayakta görünen. Belki de bir fahişedir, belki bu yüzden duvara yaslanıyordur, soğuk ve taş duvarlar sırtlıyordur belki içindeki ağır hisleri.. O yüzdendir.. Neden ve nereden geldiğini bilmediğim bir görüntü, bir kadın.. Gülmek geliyor içimden bir de sigara atıyor dudaklarına, eksiksiz bir izlem..

Gözlerime uykular gelip çöküyor. Göremiyor, söyleyemiyorum. Biliyorum tükenmez bir kaynak sevgim, ve sevgisizliğim.. Kelimelerim yorganım, başımı yumuşacık koyabildiğim yastığım.. Uyumalıyım.. Bir kapalı pencere var gözlenecek, ve binlerce kerede bir kez bile açılmayacak..

Genel kategorisine gönderildi

HER SABAH BİR PİYESİN YENİ BİR BÖLÜMÜDÜR

Bu sabah yeni bir sabaha, bir anne gibi diriltici olmasın diye dua edebildi sadece..Sabahlara küsüp bozuştuğu hani olmuştu. Elinde olsa dünyayı oracıkta ateşe verebilecek gibi kızgın ve yıkıcı duygularla sürüdü ayaklarını.. Tek kişilk evinde, tek kişilik amaçlarla ,yılkı atları kadar insanlardan uzak yaşamayı çok olmuştu yücelttiği gönlünde. Dünyayı uğrunda ateşe vereceği şeyler onu terkedeli hasretli,kederli,ama nispeten özgür ve kaygısız yaşıyordu.. Başka yaşamları umursamasına gerek yoktu,tersine; ayrıcalıklı saydığı insanların, olmayan insanlara bir bedel ödemelerini borç sayıyordu.Hafifletilmemiş, ve ders verecek kadar gayeli bedeller.. Saatten çıkan o çığırtkan kuş bile daha düzenli ve kargaşadan uzak bir hayat sürüyordu kıskançlıkla, defalarca kavrulmuş yüreğinin yerleşkelerinde…Orada notalar; tatlı,sağaltan tınılar olarak duyulmuyordu.. Orada gerçek kılınılmayan bir insanın boğazında yumruk olup oturan,arsız misafirler gibi sürekli ve teklifsiz içeri giren köyün en yaşlısı edasıyla gelip kasılan,kendinden emin,gerçek yenilgiler yaşıyordu.. Ne yapacağını bilmeden,hep yinelenen bir yaşama tutunma, ya da öylesine yaşama bir talihlisi gibi mıhladı gözlerini kader çizgilerine..Kader çizgilerinde seçimi çeken el de kaderin sadık hizmetlileriydi..Adaletin olmadığı dünyada gölgeleri boğazlamak, elleriyle karanlıkları boğmak isteği her sabah yenileniyordu..

Hayallerin en güzeli, hep gidilmeyen yerlerde yaşatılırdı..

Kendisine bir yer aramak hayali en sevdiği oyun gibiydi.En gerçek hayal.Çünkü hiçbir zaman, hiçbir yere tam olarak ait olmadı..Her yer biraz eksik, her yerin tamamlanmamış bir parçası vardı…O  ruhunun onu bütünleyecek, kayıp, gizlenmiş, bir yerlerdeki parçasıydı..Hangi deniz kıyısında, hangi sarp, keskin, yüksek kayalıkların arasında, hangi en şiddetli, estikçe, insanın yüzüne yaşamak çarpan rüzgarın savruluşundaydı, bilemiyordu..Onu aramak çok umutluydu..Onu ararken,bütün denizler,bütün kayalar,bütün rüzgarlar onundu..Bulunanlar bir gün kaybedilirdi.Sizi birbirinize çeken şey, sonra birbirinizden mutlaka iterdi…

Gölgelerle kaplı, çirkin bir dünyada en uzun şarkılar duyulur,neşeli şarkılar sürmez hiç bitmeyecek gibi,susarlar insanın mutluluğa acıkmasına inat..

Her şey zıddıyla, ya da olmayanıyla bilinir,beslenirdi.Öfkeler bir pamuk kalbin açlığından beslenir, nefretler sevginin yokluğundan yaratırdı kendini..

Bütün dünyaya, bütün insanlara çok kızgın, Tanrıya bile;  bir piyesin yeni bölümü diye düşündü bir sabah daha..Tanrı izlememeliydi, dünyanın yazıp oynadığı bu yıkıcı oyunları..Bir Tanrı gibi, dünya sahnesinin oyunlarını, yazmalıydı..Bir Tanrı gibi…Eseri herkesi,ama herkesi mutlu etmeliydi..O eksik parçayı aradığımız o denizler, o ulu kayalar, o serin ,dirilten rüzgarlar o kadar uzak olmamalıydı..Bulmak bu kadar olanaksız olmamalıydı..

Dünyanın saati ilerlemişti, o tahtadan kuşun aralıklı ötüşlerinden zaman kavramı  bilgisinde yeniden tazelendi…Zaman,  arkası yarınların biçilmiş sözleşmesiydi..

Ayaklarını sürüdü yine…Uyumalıydı, uyku insanlar unutsun diye Tanrının verdiği molaydı…Yarın yeni bir sahnenin rolünü oynamak üzere…

 

 

Genel kategorisine gönderildi

GENİŞ ZAMANLAR

Gözlerini düşünüyorum,bana baktıklarını..Ellerini sonra,dokunduklarını düşünüyorum,tenimin bir deniz gibi sevindiğini düşünüyorum..Dudaklarını düşünüyorum,sıcacık..Bir alev olmalı diye…Öyle sıcak ki..Alev yürüyor dudaklarımdan tüm zerrelerime..Sonra soluğunu düşünüyorum,denizimde gümüş rengi balıklar çoğalıyor..

Genel kategorisine gönderildi

AYLAR

watch?v=c9YleiapnDo

GECE ÖRTÜYORDU ÜSTÜMÜZÜ BİZ AÇIYORDUK

GECE AY VARDI IŞITAN İÇİMİZİ…

GECE KAHKAHA VARDI,İKİ ÇOCUK VARDI..

İKİ DOST VARDI TÜM SIFATLARDAN ARINMIŞ,SADE SEVGİYİ BIRAKMIŞ..

İÇ ÇEKİŞLER,DİNLEYİŞLER…

İÇ GEÇİŞLER VARDI…

UYANDIRMALAR BİR KÜÇÜK SEVGİ SESLENİŞİYLE…

UYKUSUZLUĞU SEÇİŞLER VARDI…

DOYAMAMAK VARDI…

Düşündü Kadın…Eğrisini,doğrusunu…Hükmüne vardı…Tıpkı kendisi gibi olana gülümsedi…Sevgi sabitlikti.Beklemekti.Bir sarhoş gibi yalpalamak değildi sevgi,kaypaklık,binbir yüzlü-lük hiç değildi..Sevgi dürüstlüktü evet,kararlılıktı,ne istediğini bilmekti…Seslendi Adama Kadın…Aklımı başımda,sevgimi kalbimde tut…Seslendi:Açık yüreğin denizler gibi,katışıksız ve duru.O çok sevgin saygıya değer ve değerli…Bana söylediğin o tek bir söz yeter herşeyi anlatmaya,duyumsadığın sevdanın yücesini anlamaya…Sevgi bazen hak etmekti,hakkını vermekti sevenin…Sevgi bazen vaz geçmekti kendinden…Dürüst,samimi,o güzel yüreğe seslendi Kadın:Aklımı başımda,sevgimi kalbimde tut, daima…

 

 

Genel kategorisine gönderildi

BEN BİR ÖLÜYÜM YAŞAYANLARDAN SAYMAYIN

Bir ölüyüm ben yaşayanlardan saymayın..Son topraklar atılmadan üstüme ; direndim hep direndim, tutundum kazılmış  mezarımda yine de hayatıma.. Umdum, zorlukla aldığım nefeslerim tamamen boğulmasın diye.Belki zayıf bedenime ton ton gelen ölümler atılmaz diye kürek kürek..Belki bir an  olur da yaramı kendi kendime sarmama hiç değilse izin verilir diye..Ama çok yorgundum,gittikçe ağırlaşan,bana biçilen bedeller çektikçe çekiyordu beni dibe..Sözler ağır ıslaktı..Güneş geçmiyordu onlardan; yüzüme,kalbime onlara keyifli,  bana acıklı anlar doluyordu…Kaçmak istedim beni bulamayacakları herhangi bir yere,dünyanın öbür uçlarına.. Olduğum yerden hiçbir yere kımıldayamadım..Yavaş yavaş donar gibi, her gün daha ağırlaştım, çakıldım,çok  ama çok üşüyerek.. Benim gideceğim bir yer yoktu,çünkü kendimden gidemiyordum,onca BİRİ beni yavaş yavaş öldürmesin diye, kendimi önce öldüremedim..Kalbimi,en büyük düşmanımı yenemedim.. Bir kuş gibi kanat çırpmadım boşluklara itince bir el arkamdan..Kanatlarm yoktu,yıllara düştüm… Bitiğim,artık umutsuz bir gerçeğin ayırdındayım..Her çaresiz sonların dileği olduğu gibi, tüm bunların yaşanmamış olmasını isteyecek kadar üzgünüm.. Artık ölüyüm, yaşayanlardan saymayın beni..Böyle dinmeli, bitmeli hüzünler.. Elimden tutmadı sevgi,ölüm bile daha sevgiyleydi..Taşıyamadım daha fazla ıslak ve soğuk söz ölümlerini, öldürmek için gelen hayat vermezdi,umutlanmak saflıktı…Ben ölene değin,ölümcül olacaktı..

Sonrası kurtuluştu..

Genel kategorisine gönderildi

ATEŞ DE YANAR SU DA BOĞULUR

Uzun çok uzun zaman önce hep aynı rüzgarlarda uçan bir martı vardı..Bilmeden rüzgarların başka türlü de estiğini,belki eksik ama bilmeden kolu kanadı kırık uçmayı,uçuyordu göğünün bildiği sınırlarında.. Bir gün bir denizin, göğünden,dolanıp durduğu yolundan daha sevgili olacağını bilemeden,kendinle küsmeden,ekseninde uçmaktan yüksünmeden önce.. Sadece bir martıydı,denizsiz martı olamayacğını öğrenmeden önce.. Sonra bir gün deniz göz kırptı ona, bakmadan dalgalarına, dalgaların,can verebilen suyun,aynı zamanda can alacağını da bilmeden, düşünmeden dipsiz bir suda kaybolacağını, çağrısına kulak verdi..Dokundu suya.. Artık uçtuğu gök sadece denizinin üstünde bir tavandı..Tavanlarına çarpıp duruyordu denizden aldığı nefesler kadarınca uzaktayken… Deniz çekilmeden,sığlaşmadan önce bildiği biçimde uçarken günahsız bir martıyken, duyguları hep yalındı,kargaşadan güvende.. Sığlaşan denize varacak bir yer bulamadı,suyun kibrini öğrenince.. Aynı dünyada,ayn gökte uçtu durdu, denizine vurgun.Yaşadıysa ,nefes aldıysa tek birinde bile yoklaşmadan o sular,yaşadı.Çağırmasaydı o deniz onu, bir beyaza griliği ulamasaydı rüzgarlardan başka bir şeyi sevmezdi belki martı..Sevmenin yoksunlukta çoğaltabileceğini de bilmezdi, kutsallaşacağını, görücüye  çıkacağını tanımlarda.. Bir tanım yazdı martı, kendi denizinin ve kendinin yok sayıldığının, hiçleştiğinin tanımını..Sevgi dilenmedi,dilenmeyecekti dinlenmedi…Sadece alay edilmemek istedi gönlü..Gönlü de varlığı gibi hiçe tutuldu.. Sayısız iklimler geçti,güneş binlerce kere doğdu battı,ne karlar,yağmurlar geçti yaşamından,ama onca zaman ilaç olmadı kırılan kalbine, tuzla buz olan kalbi eskisi gibi olmadı hiç, ayrılan yerler hep görünecek kadar hasarlı olurdu. O kırıklardan her şey sadece kanardı,oradan aşk kanardı hayatın konulmuş adı..Martı suya korkusunu asla yenemedi,yenmedi,öyle korktu ki yenmeyi istemekten bile korktu..Yenilgisi saklanacağı,onu saklayacak karanlık bir bulunmazdı…Saklandıkça arandı,korktukça korkuldu,sevdikçe sevildi martı..Denizse kendi sularında boğuluyordu,med cezirlerin kendi çırpınışları olduğunu öğrenmeden önce, haklı bilirken kendini; yaşam oyununu oynuyordu..Bir yaşama el atmadan önce belki hiç böylesine boğulmadan yaşıyordu.. Herkes payına düşeni öğrendi ve bambaşka yaşadı….

Genel kategorisine gönderildi